12 Aralık 2012 Çarşamba

Sultan İbni Kalavun'un İbni Teymiyye Hakkındaki Emirnâmesi



«Def'u Şübhe men Sebbe ve Temerrede ve Nesebe Zalike İle's-Seyyidi'l-Celil el-İmam Ahmed» adlı kitabı (829 H. de vefat eden) Allâme Şerif Takıyüddin Ebu Bekri'l-Hısnî ed-Dımaşkî te'lif etmiş; onda, İbn Teymiyye'nin doğru yoldan ayrıldığı birçok mese­leleri isbat etmiştir. Allah ona basiret nurunu vermiştir. Her Müs­lüman, o kitapta, Sultan Nasır Muhammed b. Kalavun'un İbn Tey­miyye hakkındaki resmî yazısından başka bir şey bulmasa da İbn Teymiyye'nin durumunun açıklanmasına kâfi bir delildir. ...Allâme Şerif Takıyüddin, Allahü Teâlâ ona rahmet eylesin, şöy­le dedi:

“Bilmelisin ki, ben, kalbinde doğru yoldan sapma olup fitne maksadiyle Kur'an-ı Kerim ve hadisteki müteşâbihleri araştıran, (aziz ve yüce Allah böylesinin helâkını irade etmiştir), halktan avam tabakası ile başkalarının da bu hususta ona tâbi olduğu habisin (kö­tü adamın) kelâmına baktım. Onda, dile getirmeğe takatım olma­yan, yazıp da satırlamaya parmaklarımın bile bana ram olmadığı şeyleri buldum. Çünkü onda, bu âlemin Rabbinin Kitab-ı Mübin'de (Kur'an-ı Kerim'de) Zatını tenzih ettiği hükmün tekzibi ve Allah ta­rafından insanlar arasından seçilmiş asfiya ve doğru yolda olan ha­lifeleri ve onların tâbileri hakkında da tahkirler vardır. İşte bu nedenle, dediği kelâmı terk edip, takvalı imamların onu ittifakla bid'­atçılıkla ve dolayısiyle bazı bid'atlı meseleler yüzünden dinden bile çıkmakla suçladıkları konuları zikretmeye yöneldim. Bu konuların bazısı, âlimlerce tasnif edilen kitaplarda derlenmiş, bazısı da devlet başkanlarının İbn Teymiyye hakkında çıkardıkları emirnâmelerin­de mevcut olup, bu hâdiselerde kendilerine müracaat edilen İbn Teymiyye'nin çağdaşı olan âlimler ittifak etmiş ve cehaletten arın­mış fetvalarda ondan bahsetmiş ve hiç kimse o hususta onlara mu­halefet etmemiştir. Nitekim bu fetva ve emirnâmeler, büyük toplan­tı yerlerinde açıkça yüksek sesle okutulmuş ve çöllerde yaşayanlar bile işitip anlamıştı. O cümleden olarak Şerif Nâsıru'd-dünya ve'd­din Muhammed Kalavun’un (Allahü Teâlâ ona rahmet eylesin) 705 hicri senesi Cuma günü Dimaşk camisinin minberi üzerinde okunmuş emirnâmesi meşhurdur.”


SULTAN İBN KALAVUN'UN İBN TEYMİYYE HAKKINDAKİ EMİRNÂMESİNİN SURETİ

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Bütün hamdler, her­hangi bir şeye benzemekten münezzeh ve herhangi bir şey kendi­sine eş olmaktan uzak olan Allah'a olsun. Nitekim Allahü Teâlâ [meâlen] «Hiç bir nesne kendisine benzemez, gerçekten işitici, görücü ancak O'dur.» (Şura, 11) diye buyurmuştur. Kitap ve Sünnetle amel etme­mizi emr ve ilham eylediği ve zamanımızda dinde şek ve şüpheyi or­tadan kaldırdığı için O'na hamdederim. İhlâsı nedeniyle (Kıyamet Günü) akıbetinin ve dönüş yerinin güzelliğini umut eden ve Allah'­ın «Nerede olsanız O sizinledir ve Allah ne yaptığınızı bilir.» (Hadid suresi) [meâlen] buyurduğu âyet-i celileye dayanarak Yaradanı cihetten tenzih ederek, «La ilâhe illallah» (ondan başka hak bir ilah bulun­madığına), O tektir, ortağı yoktur, diye şehadet ederim. Ve yine şe­hadet ederiz ki, Efendimiz Muhammed aleyhisselam O'nun kulu ve elçisidir. O Resulü ki, Allah'ın razı olduğu yola süluk edene kurtuluş yönünü göstermiş ve Allah'ın eserlerinde tefekkür etmeyi emr ile Zâtında edilmesini yasaklamıştır. Allah, onun, âl ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin. O âl ve ashab ki, imanın alâmetleri onların himmetiyle yükseldi, bu dinin esaslarını onlarla güçlendirdi ve on­ların vasıtasıyle haktan ayrılıp bid'atlara yönelen kimsenin çıkarttı­ğı yangını söndürdü.

Bundan sonra derim ki: Şer'î kaideler, yürürlükteki İslamî kurallar, imanın ilmî rükünleri ve kabul edilen din mezhebleri bu di­nin esaslarıdırlar. Bunlar, dinde herkesin müracaat kaynaklarıdır. O yollara, süluk eden kimse, büyük zafere ulaşır, onları terkeden kimse, şüphesiz elem verici bir azaba müstahak olacaktır.

İşte bu nedenle, bu esasların hükümlerinin muhafaza edilmesini ve devamını tekid etmek, bu ümmetin inancını ihtilaftan korumak, ittifak, şefkat ve rahmet terazisini doğru tutmak, bid'atten mütevellit fitneyi söndürmek, din ahkâmını parçalayan kimselerin toplantılarını dağıtmak vâcibtir.

Çağımızda İbn Teymiyye adlı kişi sözünü genişletip, cehâletiy­le kelâmının yularını uzatmış, Allah'ın zat ve sıfat meselelerinden uygunsuz bir şekilde bahsetmiştir. Bâtıl kelâmında birçok münker şeyleri açıkça belirtmiştir. Sahabe ile tabiinin bahsetmeyip sükut ettikleri şeylere değinmiş, salihlerin ve bu ümmetin sembolü olan imamların bahsetmekten korundukları şeylerden bahsetmiş ve İs­lâm imamlarının inkar ettikleri, âlim ve hâkimlerin hilâfına ittifak ettikleri meseleleri meydana çıkarmıştır.

Avam tabakasını aldattı ve çağındaki fakihlere, Şam ve Mı­sır'daki büyük âlimlere muhalefet ettiği fetvalar çıkardı. Bunları, risâlelerine yazıp her yere gönderdi. O fetvaları, Allah'ın nazil ey­lediği isimlerle adlandırdı. İşte, onun bu fetva ve risâleleri elimize geçip, kendisi ile müridlerinin süluk ettikleri ve açıkladıkları şeyle­rin beyanı bize ulaşınca, Allah kelâmının harf ve savt (ses) olduğu­nu, teşbih ve tecsim akidesini açıkça söylediği anlaşılmış oldu. Dolayısiyle bu büyük fitneden korkarak Allah'ın dinine yardım et­mek üzere ayaklandık ve bu bid'atı inkar ettik. Onun memleketin­de bunların yayılması bize ağır geldi ve bâtıla inananların dedikle­rinden iğrendik. Allahü Teâlâ'nın buyurduğu, «İzzet sahibi olan Rabbini takdis et, onların vasıflarından ... » (Saffat, 180) [meâlindeki] âyet-i celilesini okuduk. Zira Allah sübhanehu ve teâlâ zâtında, sıfatında Ona denk ve benzer olacak her şeyden münezzehtir. «O'nu [Rabbi­nizi] gözler idrak edemez, O, gözleri idrak eder, O lütuf sahibidir, her şeyden haberi vardır.» (En' am, 103) diye [meâlen] buyurmuş­tur. İbn Teymiyye'nin açıkça konuştuğu ve onun lâfızlarını işiten akıllı kimsenin; onun hakkında Allahü Teâlânın «Umulmadık bir iş yaptın!» (El-Kehf, 73) diye [meâlen] buyurduğu ayeti okuduğu, batıl fetvaları Şam ve Mısır ülkelerimizde yayıldığı zaman, kendi­sini huzura davet etmek için emirnâmelerimizi gönderdik.

Akid ve hall ehli (imamet ve devlet işlerinde görevli) olan, tah­kik ve nakil sahipleri âlimlerden bir cemaat bize gelince, İslâm ka­dıları ve hâkimler, Müslümanların âlimleri ve din ile dünya âlim­leri hazır bulundular. Durumu müzakere etmek üzere, imamlar ile halktan, münâzara ve itirazlar hususunda dirâyetli olanlardan mü­teşekkil bir cemaat huzurunda şer'î bir toplantı yapıldı. Kavillerine itimat edilenlerin, dediklerine ve münker akidesine delâlet eden ya­zılarına göre, o meclisteki ulema ve halk nezdinde kendisine isnat edilen tüm şeyler sabit oldu. Meclis, onun kötü akidesini, inkarcı olarak kaleminden çıkan şeylerin şehadetiyle hakkında Allahü Teâlâ'nın buyurduğu, «Şahitliklerini yazacağız ve sorumlu olacaklar.» (Zuhruf, 19) [meâlindeki] âyetini okuyarak onu suçlayıp dağılmıştır. İşittiğimize göre, bu fetvaları için birçok defa yetkililerce kendisine tevbe etti­rilmiş ve dolayısıyla Şer'-i şerif cezasını te'hir etmiş, bu işten men edildikten sonra tekrar eski durumuna dönüp söz dinlememiştir.

İbn Teymiyye'nin bu suçu, Maliki mezhebinin hakimi (kadısı) huzurunda sabit olunca Şer'-i şerif onun fetva vermekten men edil­mesine hükmetti. İbn Teymiyye'nin, gittiği bu bid'at yollara her hangi bir kimseyi sürüklemekten, onun itikadına tabi olup, onun bu kavlini söylemekten, bu kelimelerine kulak vermekten, teşbih (Allah'ı başkasına benzetmek) yolunda gitmekten, Allah için yukarı ciheti olduğu hakkındaki konuşmasından, Allah'ın kelâmının harf ve savttan ibaret olduğunu söylemekten, tecsim (Allah'ın cisim olduğu) hakkında konuşmaktan, akaidde doğru yoldan sapmaktan veya din imamlarının görüşünden çıkmaktan veya bu ümmetin âlimlerinin görüşünden ayrılmaktan veya Allah sübhanehu ve teâlânın bir cihette olduğuna itikat etmekten nehiy eden ve bunu itikad eden kimsenin cezasının kılıçtan başka bir şey olmadığına dair emirnâmemizin yazılmasına da hükmettik.

Öyle ise, herkes bu sınırda durup haddi aşmasın! [Meâlen:] (Önce ve sonradaki iş, Allah'ındır.) (Rum, 4). Hanbelîlerden herkes, din imamlarının inkâr ettikleri bu akideden [İbn Teymiyye'nin akidesinden], doğru yoldan saptıran şüphelerden dönmelidirler. Allahü Teâlâ'nın emrettiği şeylerden, övülen iman ehlinin yollarına temessükden ayrılmamalıdırlar. Çünkü Allah'ın emrinden dışarı çıkanlar, şüphesiz doğru yolu kaybetmişlerdir. Bu gibi insanlara ceza olarak eziyetten başka bir şey olmayıp uzun zaman hapis edileceklerdir. Hapis ise, kötü bir yerdir.

Şüphesiz bizler, Dimaşk ve Şam diyarına ve bu yerlere ve uzak yerlere şöyle bir resmî emir çıkardık:
İbni Teymiyye'ye beyan ettiğimiz hususlarda tâbi olanları şiddetle nehiy eder, onları korkutarak tehdit ederiz. Onu koyduğumuz yere (hapse) gönderecegiz. Onu ümmetin gözünden düşürdüğümüz gibi taraftarını da düşürürüz. Israr edip de onu müdafaa edenin, medreselerinden ve görevlerinden azledilmelerini emrederiz. Onları rütbelerinden düşüreceğiz. Onlar için ülkemizde hiçbir hüküm ve velâyet ve şâhidlik, imamet, hatta hiçbir mertebe ve ikame hakkı olmayacaktır. Biz bu bid'atçının [İbn Teymiyye'nin] iddiasını ortadan kaldırdık ve Al­lah'ın birçok kullarını sapıttığı veya sapıtmaya yaklaştırdığı kötü akidesini iptal ettik. Hatta o kötü akidesi yüzünden halkın çoğu doğ­ru yoldan saptılar ve yeryüzünde fesat çıkardılar. Hanbelîler de bu kötü fikirden dolayı şer'î sicil defterlerinde tesbit edilsin, tesbitten sonra bu resmî kayıtlar Malikî kadılara gönderilsin. Bu husustaki korkutmamızda haklı olarak insafa dayandık. Bu şerefli emir yazı­mız, ovada, şehirde ikamet eden herkese de belağatli ve kötü inanç­tan men edici olmak üzere câmi minberlerinde okunsun. Bu emir­nâmemiz, 705 H. Ramazan ayında yazılmıştır."

Kaynak: Ebu Hamid bin Merzuk, Bera'atü'l-Eş'ariyyin, Bedir Yayınevi, İst., 1994.

Not: Sultan Kalavun'un beyannâmesinin baş tarafı aşağıda verilmiştir.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.