17 Aralık 2012 Pazartesi

Peygamber Efendimizin Yaptığı Tevessül



Fâtıme Binti Esed Radıyallâhu Anhâ Hadîsi
---------------------------------------------
Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
"Allah celle celâlühû'dur canlandıran ve öldüren. O'dur diri ve ölmeyecek olan. (Ey Allah’ım!) Nebîn sallallâhu aleyhi ve sellem ve benden evvelki nebîlerin hakkıyla/hürmetine, anam Esed kızı Fâtıme’yi bağışla, O'na hüccetini telkîn eyle ve gireceği yeri (kabrini) O'na geniş eyle." [1]

---------------------------------------------
Hadîs'in Senedinin Tahlîli
---------------------------------------------
Hâfız Ğumârî, şöyle diyor: Hâfız Nûruddîn el-Heysemî, Mecma'u'z-Zevâidde şöyle demektedir: Ravh İbnü Salâh'ın dışındaki râvileri Sahîh'in râvîleridir. O'nu (Ravh'ı) da İbnü Hibbân ve Hâkim sika/sağlam ve güvenilir bulmuşlardır. (وفيه ضعف)/(Ve fîhi da'fun)/onda bir parça zayıflık da vardır. (Heysemî'nin sözü bitti.)
Ben (Ğumârî) de derim ki; Ravh İbnü Salâh, İbnü Seyyâbe İbnü Amr el-Hârisî'dir. Ebû'l-Hars diye künyelenir. İbnü Yûnus O'nu Târîhu'l-Ğurebâ’da zikreder ve şöyle der: Mavsıl'dan olup Mısır'a gelmiş ve orada hadîs rivâyet etmiştir. Ondan münker rivâyet edilmiştir. İbn-i Adiy O'nu el-Kâmil'de zikretmiş, O'ndan iki hadîs rivâyet etmiş ve “hadîsleri çok olup[2] bazılarında münkerlik vardır”, demiştir.
Dârekutnî, O, hadîsde zayıftır demiştir. İbn-i Hibbân O’nu es-Sikât(isimli kitâb)da[3]zikretmiştir. Hâkim, sika ve emniyet edilecek birisidir, dedi. İkiyüz otuz üçte vefât etti.
Şu hâlde hadîs, İbnü Hibbân ve Hâkim'in görüşlerine göre Sahîhdir. Çünki onların şartlarına göredir. Dârekutnî ve İbn-i Adiyy'in görüşlerine göre ise zayıftır. Lâkin zayıflığı (sağlamlığa) yakın ve katlanılabilecek bir zayıflık olup şıddetli bir zayıflık değildir. Çünki onlar Ravh'ı, rivâyetini terk etmeyi îcâb ettirecek bir zayıflıkla suçlamadılar. Aksine O'nu zayıf bulmaktaki ibâreleri, cerh'de hafîf olan ibârelerden kabûl edilirler. Bu dediğimizi, önceden Heysemî'den nakletmiş olduğumuz O'nda bir parça zayıflık da vardır sözü dahî te'yîd etmektedir. Zîrâ bu ibâre, hadîs ve ricâl kitâblarından da bilineceği gibi, zayıflığın azlığı ve hafîfliğini ifâde eder.[4]
El-hâsıl bu hadîs, zayıflığı hükmüne rağmen (müctehid) imâmların ahkâm husûsunda delîl getirdiği zayıf hadîslerin bir çoğundan daha güzel ve daha kuvvetlidir. Nitekim bununla şu hadîsler tartıldığında bu dediğimiz bilinecektir…
Şaşılacak bir husûstur ki, (zayıftır iddiâsıyla bu hadîsi karalamaya çalışan) şu tâifenin kendisi, murâdlarına uyduğu vakit zayıf hadîsle amel edebiliyor ve onu sahîh hadîsin önüne geçirebiliyor. Nitekim, bid'atları ve sapıklıkları için delîl getirdikleri hadîslere vâkıf olundukta bu (dediğimiz) bilinecektir. Bu ise, (hadîslerle), gazâbı îcâb ettiren bir oynamadır. (Ğumârînin sözü bitti.)[5]
Taberânî'nin el-Kebîr'inin muhakkiki(!) ve nâşiri de şöyle söylüyor:
Bu hadîsi Musannif (Taberânî) el-Evsat'ta (356-357, Mecmau'l-Bahreyn) dahî rivâyet etti ve bunu Âsım'dan sâdece Süfyân rivâyet etti. Bu hadîsle Ravh İbn-i Salâh teferrüd etti/tek kaldı. Heysemî el-Mecma(9/257)'de, O(nun isnâdı)nda Ravh İbn Salâh vardır. İbnü Hibbân ve Hâkim onu sağlam bulmuşlardır. O'nda bir parça zayıflık da vardır, demiştir. Bunu Musannif yoluyla Ebû Nüaym da el-Hilye(3/121)'de rivâyet etmiştir.
Şeyhimiz (Elbânî)(!) Silsiletü'd-Daîfe(rakam:23)'de Heysemî'nin el-Mecma'daki diğer râvîleri sahîh'in râvîleridir sözüne, Ahmed İbnü Hammâd her ne kadar sağlam birisiyse de, Sahîh sâhibleri ondan rivâyet etmediler, Ondan sâdece Nesâî rivâyet etti diyerek i'tirâz etti.
Ravh İbnü Salâh'a gelince. Her ne kadar İbnü Hibbân ve Hâkim O'nu sağlam buldularsa da, bu ikisi tesâhül/gevşeklik ile tanınan kimselerdir… Oysa, O'nu zayıf bulanların cerh'i şu tenkîd imâmlarından müfesser/açıklanmış bir cerhdir. O da münkerleri rivâyet etmesidir. Böylesi bir râvî hadîsi rivâyette yalnız kalırsa o rivâyet ile hüccet ileri sürülmez. Şu hâlde hadîs zayıftır.[6](Bitti.)
Deriz ki; Aslında Allâme Ğumârî, derin bir vukûfla söylenilecek olanları söyledi. Lâkin biz ilmi ve idrâki ma’lûm muhâtabların seviyelerini hesaba katarak, sözü fâideli uzatmak manasında olan ıtnâb yoluyla biraz daha uzatıyor ve diyoruz ki;
(Bir): Hasen rivâyetlerin râvîleri, elbette müfesser/sebebi açıklanmış bir cerh ile Sahîh'in râvîsi olmaktan düşerler. Durub dururken düşmezler. Bu müfesser olan cerh sebebiyle şu hadîse Hasen denilmiştir. Yoksa mübhem olan cerh belli şartlarla râvînin sağlamlığına zarar vermezdi. Boşuna bilgiçlikler sergilenmektedir…
(İki): Şu tenkîdçilerin tenkîdinin hafîf cerh olduğu ve bunun râviyi en fazla Hasenlik mertebesine düşürebileceği gösterildikten sonra bu çok bilmişçe uzatmalar hepten gevezelik olur.
(Üç): Mütekaddimûn'un yani, önceki hadîsçilerin dilinde Münker ta'bîrinin râvî tarafından teferrüd edilen Ğarîb ma'nâsında kullanıldığı erbâbınca bilinen bir husûstur.[7] Nitekim, Ravh, bunu rivâyet etmekte tek kaldı ifâdesi de şu dediğimizi te'yîd etmektedir. Muteahhırûn/sonraki âlimlere göre ıstılâh edinilen Münker zayıflık sebebi ise de, teferrüd ve ğarabet mutlak olarak zayıflık sebebi değildir. Dolayısıyla Ravh'ın münker rivâyetleri demek rivâyette tek kaldığı haberler demek olabilir ki, bu, rivâyetinin her hâl ü kârda zayıflığını îcâb ettirmez.
(Dört): İbnü Hibbân ve Hâkim'in sözü edilen tesâhülü/ gevşekliği mutlak olsaydı, eserleri Sahîh ismine lâyık görülmezdi. Aksine, tahkîk odur ki, Onlar, Hasen’i de Sahîh’in mertebelerinden bir mertebe kabûl etmişlerdir ve bu onlara göre bir ıstılâhtır.[8] Dolayısıyla bu husûsta Onlara i'tirâz edilmez. Hasen, ister Sahîhin bir kısmı ma'nâsında nev'i/çeşiti olarak, isterse onun kasîmi/mukâbili ve karşıtı olarak kabûl edilsin, hadîs âlimlerinin çoğuna göre makbûl bir delîldir.
(Beş): İbnü Adiyy ile Dârekutnî cerh ve ta'dîl imâmıdır da, İbn-i Hibbân ile Hâkim tenkîdçi imâmlardan değil midir?.. Elbette Onlar da Cerh ve Ta'dîlde ictihâdlarına mürâcaat edilecek nükkâddan/tenkîdçilerdendirler. Nitekim bu, Cerh ve Ta'dîl kitâblarına âşina olanlara ma'lûmdur. Öyleyse işinize geldiği yerde cerh ve ta'dîl imâmlarının bir kısmını silip atmak ve canınız istediği kimselerin anlamadığınız ifâdelerine sarılmak da ne oluyor?
(Altı): Hüccet olmamak hiçbir işe yaramamak demek değildir. Bazen başka delîllerin ve mes'elenin te'yîd ve takviyesine yaraması da yeterlidir.[9]Üstelik bir hadîs, Hasen li ğayrihî bile olsa, Cumhûra göre tek başına delîl olmaya yeterlidir. Kaldı ki, bu rivâyet şu kadar da aşağı düşmez. Aksine, bir görüşe göre Sahîh başka bir görüşe göre de Hasen’dir.
(Yedi): Sahîh'in râvîsi demek, her zaman Sahîh ismi verilen Buhârî mi veya onun gibi Sahîh olan belli kitâbların bir râvîsi mi demekdir? Yoksa bazen sikalığı bir rivâyeti sahîh yapmaya yetecek seviyede olana da şâmil midir, değil midir? Belki Heysemî kendine âid bir ıstılâh olarak geniş yelpâzeli bir ma'nâyı murâd etmiştir? Bütün bunları kesin hatlarıyla bilib zabtetmeden Heysemî'ye i'tirâz edilmez. Hem, râvî sika/sağlam oldukdan sonra, asıl mes'eleye nisbetle böylesi bir tâli noktadaki i'tirâz, sâdece mes'eleyle alâkasız faydası olmayan bir ma'lûmâtfuruşluk ve sözü uzatmak olur.
(Sekiz): İbnü Adiyy ile Dârekutnî, sâdece şu isnâdda geçen bir râvî için zayîfdır dediler; râvî bu rivâyette olması bakımından zayıftır demedikleri gibi, bu rivâyet için de zayıftır demediler. Üstelik râvîdeki zayıflık da bir çok yanıyla ictihâdî bir husûs olduğu gibi, bu zayıflık’ın isnâdı zayıf yapıp yapmayacağı dahî ictihâd ile alâkalı bir husûstur. Hem de râvîdeki bu zayıflık tek başına olarak isnâdı zayıf yapmaya her zaman yetmeyebilir. Veyâ, şu isnâd, başka bir takım telâfîler ile zayıf olmaktan kurtulabilir. Dolayısıyla, şu iki imâmın bu isnâdla alâkalı olmaksızın üzerinde konuşulan râvî hakkındaki hükümlerinden kalkarak sadedinde olduğumuz isnâda zayıflık damgası vurmak, ehli olmayanlarca yapılan yeni ve başka bir saçma sapan ictihâddır.
(Dokuz): Bir an tenezzül edip, rivâyetin zayıf olduğunu kabûl edelim ve soralım: Bu zayıf hadîs sizin o zayıf aklınızın görebildiği mücerred re'yinizden de mi zayıftır? Zayıf hadîs hadîsçilere göre en kuvvetli mücerred/salt görüşten daha kuvvetlidir.
(On): Hâsılı, bu hadîs Sahîh veya en azından Hasen’dir. Bundan aşağı düşmez. Nitekim Allâme Hâfız Abdullah el-Ğumârî, böyle demiştir.[10]

Bu hadîsden, yaşayanın yanında, Âhiret'e göçen Nebîlerin ve dolayısıyla sâlihlerin zâtlarıyla da tevessül edilebileceği anlaşılmaktadır.

Hüseyin Avni
Dipnot
         [1] Taberâni, el-Kebîr (24/351-352) ve [Taberânî, el-Evsat, (356-357- Mecma’u’l-bahreyn), Ebû Nüaym, Hilye:3/121],El-Kebîr Tâ’lîk’ı: 24/351, [Beyhekî, Delâilü'n-Nübüvve…]

[2] Elimizdeki el-Kâmil Nüshasındaki ibâre ise,çoktur şeklinde olmayıp çok değildir şeklindedir. Allahu a'lem.
[3] Sağlam ve güvenilir râvîleri topladığı kitabında.
[4] Üstelik İlim sâhibleri bilir ki, Zabt’da bulunan “az zayıflık” rivâyeti Zayîf değil, Hasen yapar. Nitekim bu, Usûl-i
Hadîslerin hepsinde mevcûddur.
[5] Abdullah İbnü Sıddîk el-Ğumârî, e-Reddü'l-Muhkemu'l-Metîn:(192-193-194) den kısaltarak.
[6] El-Kebîr hâşiyesi: 24/351-352
[7] Geniş bilgi için bakınız: İmâm Leknevî, er-Ref’ ve’t-Tekmîl:143-144
[8] Evet, çoğu bu i'tibârladır. Başkalarınca zayıf bulunan bir takımları O'nun ictihâdına göre zayıf olmayıp sahîhdir. Bir
takım zayıflar hakkındaki sa hîhdir hükmü ise yanlışlıkla olmuştur ki bunlar pek azdır.
[9] Abdülazîz el-Ğumârî, et-Tehânî:35
[10] [İthâfu'l-Ezkiyâ: 20], Mefâhîm: 146

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.