22 Şubat 2012 Çarşamba

"Said-i Nursi bir mason veya Komünist kadar tehlikelidir"





Osmanlı Şeyhulislamlardan Mustafa Sabri Efendi, “Kürd Said’in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı” adlı kitabında, çağdaşı ve bir süre birlikte çalıştığı Said-i Nursi hakkında pek çok şeyler söyler.

Bu kitapta geçen bazı ilginç bölümlerini hiçbir yoruma tabi tutmadan aynen aktarıyoruz.

“Bismillah, Hamdele, Salvele..
Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin Saidi i’zam edeceğiz(büyük bileceğiz) diye küfre kadar varan sözleridir.

İkincisi ise; Said’in izharı keramet etmesi(keramet sergilemesi) ve Sure-i Nur’un asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı (yanlış zannı)... Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi(Şeytan’dan gelen vesveseleri), ilhamatı hakikiye (Allah’tan gelen, Rabbani olan gerçek ilhamlar) zannedecek kadar ihtiyar ve ma’şuş(zayıf) olmasındandır.

Müritlerinin sözleri mücmelen (özetle) şunlardır : “Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekrem’den sonra Alemi İslam’da böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’an’dır.. Beşeriyeti(insanlığı), Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır.. Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez..” vesaire..

Sait ise müritlerinin hilafına(aksine) kendisi için iki şahsiyet tanır.

Birincisi :
Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Sait-i Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız) ikinci veya yeni Sait’tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmayan ve bu asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebrail’i ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..)

Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye (dini bilgilere), esasatı şeriyyeye (Şeriatın gerçeklerine) vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair(diğer) Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık.

Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir :

Sait, kürd cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır.

Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline
getirdiler. Halbuki Said’in ilim ve diyanetle ne alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ’zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu.

Hayat-ı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz.

Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri(PİŞMANLIKLARI) Mason Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha(yanlıştan dönmeye) getirmiş ve nedametini izhar etmiştir(pişmanlığını açıklamıştır). Sait’te buna ait bir satır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han’a hücum
eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir.

Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında
Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayı (istirhamnâmeyi)takdim etti. Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını(birliğini) bozmak gayesine matuf olan bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. Sonra affolup memleketine yollandı.

Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da (insanların cahilleri de) bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii(savunucusu) gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini, bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53).

İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum.

Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem’anın kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. olacakmış.. Sözleri de “Sözcat” olmasa bari.

İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son ihtar olarak yazdım.

Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.



Mustafa Sabri
Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye, Mustafa Sabri, s. 3-14.



    Yukarıdaki Yazı Mustafa sabri Efendiye Ait değil Diyenler için tek bir açıdan bakarak, gereksiz tartışmaya ve zaman kaybına meydan vermeden meseleyi çözelim;

   
Farzedelim ki bu yukarıdaki yazı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'ye ait değil...

    Peki, iddialar nedir? Cevapları Nelerdir?
    1- Eserlerinde yazdıklarının yüzde doksanı kalbine geldiği iddia edilen ilhamlara dayanan tek bir muteber din alimi daha var mıdır bu ümmette?
    2- Veli padişah Sultan II. Abdülhamid Han'a bir ömür sıkıntı verdiği, ikinci said döneminde bile tavrını pek de düzeltmediği, yazılı bir pişmanlık belirtmediği bilinen bir gerçek değil mi?
    3- Nerede görülmüş icazet almamış birinin ulemadan olduğu? Kendi kendine yetişen ağaçların meyve vermediği misali, sözüm ona doksan cilt kitap okuyarak alim olduğu iddia edilen bu zat nasıl meyve verebilir? Yatiştirdiği tek bir muteber din alimi var mı? Medrese usulü eğitimin yıkılmaması ve bu şekilde din-i islamın yıkılmaması yolunda ne yapmıştır?
    Bu güne kadar ben de doksan cilt eser okumuşumdur, şimdi ben de mi "Bediüzzaman" oldum?
    O'nun medreseden bile kaçan haşarı bir talebe olduğu gerçeği neden gizlenir?
    Haftada bir kaç saat yanında durabilen ve medresede okuyan ağabeyi ne kadar ilmi ders verebilmiştir ona?
    4- İslam halifesi ve meşru padişaha karşı mitingler organize etmek ve medrese talebelerini hatta müderrislerini ayaklandırmak ne demek? Bu ister birinci said devrinde ister ikinci said devrinde olsun ne feci bir cehalet, ne feci bir öfke ve hareket? Kim bu derecede şiddetli ahmaklık yada kasıt yapan birine muteber gözle bakabilir? Hangi gerçek ehli sünnet uleması onun yaptığı gibi Meşrutiyet veya cumhuriyet mücadelesi verebilir? Müslim-gayrimüslüm herkesin bir mecliste toplaşması, bilen bilmeyen herkesin seçilip seçebilmesi sistemini nasıl olur da muteber bir alim savunabilir? Osmanlıya ve dolayısıyla İslam alemine son darbeyi bu meşruti idare sistemi vurmamış mıdır? Sultan Hamid'in onu önce tımarhaneye kapattığı sonra affedip sürgün ettiği ifadesi gerçek değil midir?
    5- Ebced ve cifir haktır.Bu ince ilimler vardır... Bunların hakkını veren gerçek alimler de vardır.Ama Said'in ebced veya cifire dayanarak "şu vakitte şöyle olacaktır, bu vakitte böyle olacaktır" dediklerinin hangisi gerçek oldu? Bu gerçek olmayanlar risale i nurların yeni baskılarından neden çıkartıldı?

    6- Said, bu ümmed-i muhammed'in içinde tek bir muteber alimin dahi bahsetmediği ve kendi uydurduğu "müslüman iseviler" tabirini ne için uydurdu? Bu dosdoğru olarak "Peygamberimizi ve Kur'an ı Kerimi hak bilmeyen gayri müslimleri kurtulanlardan bilmek" ve bu şekilde islamın en temel hakikatlerini çiğneyip geçmek değil midir?
    Bu gün ayyuka çıkan dinler arası diyalog fitnesine o zamandan zemin hazırlamak değil midir?
    7- Aynen bu yazıda iddia edildiği gibi bunca yıl sonra görünen manzara şu değil midir;
    - Risale i nurda yazılı olanlar doğrudan Allah tarafından Said'in kalbine indirilmiş ve Said bile bunlarda kalem oynatamamıştır.
    - Nur şakirtleri, fıkıh, hadis, kelam, tefsir ve diğer İslami ilimlerin varlığından bile bihaber bırakılmışlardır. Risaleler tek muteber kaynak olmuştur. Hatta Kuran-ı kerim dahi risalelerin gölgesinde kalmış ve risaleler kuran'ın önüne konmuştur...
    -Bazı bölgelerde kuran hatmi yapar gibi Risale hatmi yapanlar görülmüş ve "Bizim falanca ağabey çok alim biridir, risaleleri yedi kere hatmetmiş" gibi sözlerle cahil müslümanlar istenilen ayara sokulmuşlardır... Hatta her namazın ardından sanki kuran okurmuş gibi risale okunması da yaygın bir adet olmuştur…
    - Binlerce muteber ehli sünnet aliminin, onbinlerce eseri elde mevcutken bu şakirtler değil bunları açıp okuyup istifade etmek, bunların varlıklarından bile bihaber bırakılmışlardır....
    8- Bunca yıl geçtikten sonra bile Said'in mezarı neden bulunamamıştır? Bağlıları bu derecede güçlenmişken, uluslar arası bir güç halini almışken bir mezarı buldurmak bu derecede güç bir araştırmamı gerektirir?
    O'nun mezarının Vatikan'da olduğu şüpheleri de göz önüne alındığında bunca sui zan tehlikesinden ve fitne ihtimalinden müslümanları korumak için de olsa, o mezar artık bulunmalı değil miydi?
    9- Said Nursi’nin ömrünün son devirlerinde Fener’deki patrik ile sıkı diyalog halinde olduğu iddiası doğru mudur? “Manevi cihazlanma derneği” adı ile kurulan masonik dernekte hem masonların, hem Hıristiyanların hem de said nursinin sağ kollarının ve avukatının toplaşması bir tesadüf müdür?
    10- Onun yolundan gittiğini iddia eden Fethullah Gülen’in de bir çok sapkın görüşlerine risale-i nurlarda denk gelmek ne demektir?
    Fethullah Gülen’in de aynı şekilde Siyonistler, Masonlar ve Hıristiyanlarla içli dışlı oluşu ne demektir?
    Gülen kurulu bir düzeni mi devralmıştır, onun üstadı bu düzeni kurup ardından gelenlere mi devretmiştir?
    ADL isimli Siyonist örgütün Zaman gazetesi- Gülen cemaati ve yapılanmaları ile bu derecede içli dışlı oluşu ne demektir?
    Masonluk ve Siyonizm o devirlerde sadece Afgani, Abduh gibileri mi kurtarıcı olarak sahneye sürmüştür? Eş zamanlı olarak Osmanlı da ve ülkemizde kimler sahte kurtarıcı olarak, sahte ulema olarak sahneye sürülmüştür?
    Bir çok temel itikadi meselelerde dahi hatalı fikirlerini alenen ilan eden İngiliz Ajanı ve Mason Afgani’yi Said’in “Üstad” bilmesi ne demektir?
    Bu şebekeyle, daha yeni yeni yapılanırken bile, Mısır’daki sürgün hayatında bile kelle koltukta mücadele veren Mücahid / merhum Mustafa Sabri Efendi, neden bu risaleyi kaleme almasın ki?
    
SON OLARAK; Bu ümmed-i Muhammed'in bin dört yüz küsür senelik tarihinde İmam-ı Gazali, Rabbani, Suyiti, Fahrettin i Razi diye saymaya başlarsak her biri said i tek başına binlerce kere cebinden çıkartacak kadar büyük Alimleri ve eserlerini es geçip, sanki said olmasa islam olmayacakmış gibi bir büyük aldanışla hareket etmek ise şu yaşanan sıkıntının ana sebebidir...

    Said Evliya değildir, Alim Hiç Değildir. Risaleler bir Sünni Müslüman için muteber değildir. Adına sünühat, fütühat, ilham veya başka ne derseniz deyin, bunlara dayanarak kitap yazan tek bir sünni alim olmamıştır ve olmayacaktır...

    Selametle...

http://akademim.blogspot.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Yorum Gönder