17 Aralık 2012 Pazartesi

İnbi Teymiyye; "Ali ve Fatıma Allaha isyan etti"(!)


“Hz. Ebu Bekir ve Hz.Ömer Veliyy-i emr (halife) oldular. Allah ise veliyy-i emre itaat etmeyi emretmektedir. Dolayısıyla Veliyy-i emre itaat Allah’a itaattir. Ona isyan Allah’a isyandır. Kim onun emrine ve hükmüne karşı gelirse, Allah’ın emrine ve hükmüne karşı gelmiştir. Ali ve Fatıma Allah’ın emrini reddettiler ve onun hükmüne karşı geldiler ve böylece Allah’ın rızasını kerih saydılar. Çünkü Allah’ı razı eden şey ona itaat etmektir. Veliyi emre itaat ise Allah’a itaattir. O Halde kim veliyi emre itaati kerih sayarsa, Allah’ın rızasını kerih saymıştır. Allah kedisine itaatsizlik yapılmasına gazap eder. Veliyi emre itaatsizlik ise Allah’a itaatsizliktir. Böylece veliyy-i emre isyan yolunu tutan, Allah’a isyan yolunu tutmuş ve onun rızasına karşı gelmiştir”
(Minhacü’s-Sünne, c.2, 171-172)


İbni Teymiyye’nin cahilliğini gösteren delillerden biri daha…

16 Aralık 2012 Pazar

İbni Teymiyye'den Vehhabilere Tokat



Önüne gelen müslümanlara şirk ehli damgası vuran , “Peygamber ölmüş gitmiş kimseye faydası olmaz , ölenin işi bitmiş ölenden fayda gelmez , şehitlerden başka hiçbir ruhun kıymeti yok” diyen sapıklıkta kendi imamlarınıda geçen vehhabilere ibni teymiyeden tokat;


“Allah celle celâluhun bizlere bildirdiği, şehitlerin yaşadığı ve rızıklandırıldığına dair olan buyrukları ile sahih hadislerde nakledilen onların ruhlarının cennete girdiğine dair olan rivayetler ile alkalı farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Bazı kimseler bu özelliklerin sadece şehidlere ait olup sıddıklara ve diğerlerine şamil olmadığını iddia etmişlerdir. Ehli sünnetin cumhurunun kabul ettiği sahih görüşe göre ruhların hayatta olması rızıklandırılması ve ruhların cennete girmesi sadece şehidlere mahsus bir özellik değildir.
[İbni Teymiye, “Mecmûu’l-Fetâvâ” 24/332]

Tevessül’ü kabul eden muteber Alimlerin bir kısmı;



* İmâm Şâfiî.[1]
* İbnu Abdi’ll-Berr.
* Hâfız Ziya el-Makdisî.[2]
* İmâm, müfessir, Muhaddis Beğevi, Tef-sîr’inde[3]
* İmâm Kutrubî, Tefsîr’-inde.[4]
* Fahruddin er-Râzî[5]
* İmâm Hâfız Kadı İyaz, es-Şifâ da
* İmâm Hâfız İbnü’l-Cevzi, el-Vefâ’da Adem aley-hisselâm’ın tevessülünün hadîsini ve diğer tevessül hadîsini zikretti.
* Şeyhu’l-İslâm, İmâm Nevevî, el-İzâh’da.[6]
* İ-mâm Muhaddis Ebû’l-Vefâ İbnu Ukayl
* Abdül-ğanî el-Makdisî
* İ-mâm, Hâfız Munzirî
* Hâfız İbnu Kudâme el-Muğnî
* Hâfız Iraki[7]
* Hâfız Veli-yuddin el-Irâkî[8]
* Hâfız Şihâbud-din el-Cezerî, el-Hısnu’l-Hasîn’de.[9]
* Hâfız Alauddin Muğultay, İbnü Mâce Şerhi’nde.
*İmâm Mu-haddis fakîh müfessir İbnü Kesîr, Tefsîru Kur’ani’l-Azîm[10] ve el-Bidâye[11]de.
(O, el-Bidâye’de Â-dem aleyhisselâm’in tevessülünü zikretti ve uydurma olduğunu söylemedi.)[12]
Aynı eserde, Utbî’nin rivâyetinin isnâdının sahîh olduğunu söyledi[13] ve Müslümanların (Yemâme günündeki) şiârlarının ey Muhammed! yetiş olduğunu, anlattı.[14]
* Allâme Taftazani
* Seyyid Şerîf Cürcâ-nî.[15]
* Hâfız el-Heysemi Mecma-u’z-Zevâid’de
*İbnü Hacer el-Askalânî, Fet-hu’l-Bârî’de Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine gelip O’nunla tevessül eden adamın kıssasını zikretti ve isnâdının sahîh olduğunu söyledi ve bu kişinin Sahâbe radıyallahu anhüm’dan Bilâl İbnü Haris olduğunu ifâde etti. Bu hâdiseye karşı da çıkmadı. [16]
* Allâme fakîh muhaddis İbnu’l-Emîri’l-Hâcc, Şer-hu’l-Münye’de.[17]
* Hâfız Sehâvî[18]
* İ-mâm Süyûtî, El-Hasâisü’l-Kübrâ’da Âdem aleyhisselâm’ın Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile tevessülünü nakletti.
* Hâfız Münâvî
* Hâfız Muhaddis es-Semhûdî, Vefâu’l-Vefâ da.[19]
* İmâm, Hâfız Kastallani, el-Mevahibu’l-Ledünniyye’de.[20]
* Kemâlpaşa Zâde, Hadîs-i Erbaîn Şerhinde[21]
* Muhaddis, müfessir, fakîh Aliyyu’l-Kârî, Fet-hu Bâbi’l-İnâye’de.[22]
* Allâme Şihabuddin el-Hafâcî, Nesimu’r-Rıyâd isimli Şifâ Şerhi’n-de.[23]
* İmâm Hâfız Zürkanî, Şerhu’l-Mevâhib’de.[24]
* Hâfız Muhaddis Seyyid Muhammed Murtezâ ez-Zebîdî, el-Mu’ce-mu’l-Muhtass’ının birçok yerin-de.[25]
* Allâme Şevkânî Tühfe-tü’z-Zâkirîn[26] ve ed-Durrü’n-Na-dîd’de.[27]
* Müfessir İmâm Âlûsî, Rûhu’l-Meânî’sinde[28]
* İmâm Mu-haddis Abdü’l-Hayy el-Leknevî, (ölülerin işiteceğine dâir) Tezki-retü’r-Raşid’inde.
* Allâme Yûsuf ed-Dücvî (İmâm Kevserî’nin meşayıhından) Makâlât(ı içinde bir nice makâlede) Tevessül’ün meşrû’ olduğunu ilmi bir üslubla îzâh etmiştir.
* Allâme Şeyh Muhammed Bahît, Şifâu’s-Sikam Takdîminde.
* İmâm Muhaddis Zahid el-Kevserî, Mahku’t-Te-kavvul isimli makalesi ve İrğamu’l-Merîd isimli risâlesinde.
Ve daha niceleri…

Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar



Selamun aleyküm kardeşlerim

Ölüler işitir mi, Ölülere Kuran Okumak, Tevessül, İstiğase, Teberrük, Şefaat, Rabıta, Tazim, Şirk, Bidat, Allah Allah diye zikir, Tesbihte Taş Kullanmak, Cihad gibi meseleleri biz bir tasavvufçu olarak ele aldık.

Bu konulara itiraz eden kendilerini selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin bu konulara olan itirazlarını tek tek yazıp onlara cevap verdik.

Bu konular ülkemizde akademik çalışmalara konu olmuştur. Ne varki konularla ilgili hadislerin/haberlerin kaynak değerini tespitte bu çalışmaların tabiatı gereği özellikle iktifa edilerek mukayeseli tetkik cihetine fazla gidilememiştir. İtira cevap itiraz cevap diye her iki tarafın görüşleri bir munazara şeklinde yapılmamış. Biz bunu bu kitapta yapmaya çalıştık.

Selçuk Üniversitesi Hadis Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Güler Hoca Efendi, tevessül ile ilgili hadislerin değerlendirilmesi hususunda diğerlerine nazaran daha geniş bir çalışma yapmıştır. Yaptığı bu çalışmaya bir itiraz gelmediği için Prof. Dr. Zekeriya Güler Hoca Efendi çalışmasına yeni eklemeler yapmamıştır. Fakat o çalışmalarına sonradan gerek internet ortamında gerek münazaralarda itirazlar olmuştur.

Bu itirazlara cevap verilmediğinden dolayı Prof. Dr. Zekeriya Güler Hoca Efendi nin çalışması zayıf duruma düşmüş oldu.

Bu kitapta Hüseyin Avni Kansızoğlu Hocaefendi tevessül konusu ve diğer konulardaki hadislere yapılan itirazlara tek tek cevaplar vermiş ve Türkiye'deki eserlerde olmayan bu bilgileri bizlere kazandırmıştır.

Daha önce neşredilen Selefiler ve Tasavvufçuların Görüşleri adlı eserimiz çıktıktan sonra, 2 yıl boyunca, gerek yüz yüze, gerekse internet ortamında münazaralar, tartışmalar oldu. Münazaralarda karşı tarafın “Bir fırın ekmek yememiz gerektiğini bize öğrettiniz.” deyip pes ettiği ve cevap veremediği o münazara sonuçlarını bu kitaba ekledik. Özellikle bu kitaptaki 2'nci 4'nci 5’nci ve 6’inci Hadislerin her iki tarafa göre tahriç ve değerlendirmelerine, itirazlara ve o itirazlara verilen cevaplara bakıldığında, bu eserin Türkiye’de bir ilk olduğunu kaynak özelliği taşıdığını göreceksiniz.

Tasavvufa gönül verenler inandığı, haklı olduğu bu konuları güçlü bir şekilde savunabilmeleri için küçük guruplar halinde haftada bir veya iki gün kitaptaki konuları sırayla öğrenip karşı tarafa öğrendıklerini anlatarak onları hatalarını görmelerini saglanması gerekmektedir.

Tasavvufa karşı olanlar bunu yapıyor ve hazırlık olarak sizin ne diyeceğinizi bilerek karşınıza cıkıyorlar. Eğer siz dersinize çalışmazsanız haklı olduğunuz halde haksız durama düşüp karşı tarafında kendısını haklı olduğunu düşünmesine sebep olabilirsiniz.

Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin savundukları görüşlerinde hatalı olabileceklerini ilmi delillerle göstermek, kendi fikirlerinde olmayan Müslümanları tekfir etmekten vazgeçmelerini sağlamaya çalışmak, onlara karşı daha temkinli ve hoşgörülü olmalarını önermek, bunun neticesinde de Müslümanların arasındaki bazı ihtilafları gidermeye gayret ederek olması gereken birlik ve beraberliğimize katkı sunmak için küçük guruplar oluşturarak bu çalışmayı yapmak zorundasınız.

KİTAP ŞİPARİŞ

YASİN YAYIN EVİ : 0212 534 04 34

bu telefonla kargoyla evinize teslım edilmektedir

İstanbul Fatih Çarşamba

www.yasinyayinevi.net

http://www.yasinyayinevi.net/kitaplar/tasavvuf-kitaplari/selefilik-adi-altindaki-goru-lere-selefice-cevaplar.html

AYRICA

Arifan Yayınları

Nişanca Mah. Davutağa Cad. No: 18/2
34050 Eyüp / İSTANBUL

Tel: 444 18 10

e-Posta: info@arifandergisi.com
www.arifankitapevi.com

14 Aralık 2012 Cuma

İbni Kayyım'ın Vehhabileri Yalanlayan Sözleri



Vehhabîlerin Allâme ismini verdiği ve yazılarını kendilerine sened olarak kullandığı İbni Kayyım-ı Cevziyye 751 [m. 1350] de vefât etdi. Bu Kitâb-ür-rûh kitabında diyor ki:

“Bir kimse, bir kabri ziyâret edince, kabirde bulunan meyyit, ziyâret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferâhlanır. Onun selâmına cevab verir. Bu hâl, yalnız şehîdlere mahsûs değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zamana mahsûs da değildir. Her zaman böyledir.”


Bu kitabın İz Yayıncılık tarafından basılmış tercümesinin değişik yerlerinden bazı pasajlar:

İki Yüzlü İbni Teymiyye ve Mensupları




İbn Şâkir’in Tarih’inin yirminci cüzü, diyor ki:

705 yılının Receb ayının sekizinde, Beyaz Köşk’te Sultan yardımcısı’nm huzurunda, kadılar ile fâkihlerden müteşekkil bir heyet kuruldu. Akidesi hususunda İbn Teymiyye sorguya çekildi. Akidesinden olan bazı hususları beyan etti. Sonra Vasıtiye adlı akide eseri mecliste okundu. Hakkında birçok mubahase vâki oldu.

Kitabın birçok bahisleri okunmak üzere ikinci bir toplantıya ertelendi. Daha sonra Receb aynım onikinci Cuma günü tekrar toplandılar. O mecliste Safiyüddin de hazır bulunuyordu. İbn Teymiyye ile kitabı hakkında müzakere ettikten sonra Kemâlüddin el-Zemlikânî’nin İbn Teymiyye ile münazara etmesine ittifak ederek hepsi de buna razı oldu.

Münazarada Kemalüddîn’in İbn Teymiyye’yi Susturması;

Şüphesiz o mecliste Kemalüddin münazarada İbn Teymiyye’yi mağlûp etti ve öldürülmekten korktuğu için, kendisinin Şafii mezhebinden olduğuna ve İmam Şafiî’nin itikad ettiği şeyi itikad ettiğine dair hazır bulunanları tanık olarak gösterdi. Böylece kendisinden razı olup toplantıdakiler dağıldı. Fakat îbn Teymiyye’nin arkadaşları, o mecliste (yalan söyleyerek) hocalarının haklı olduğunu ve hakkın kendisinde olduğunu halka açıkladılar. Dolayısıyle Kadı Celâlüddin el-Kazvinî’nin huzuruna onları ve şeyhleri olan îbn Teymiyye’yi çıkardılar.

[Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l-Eş’ariyyîn, s.397-398]

Hanbeli Mezhebini Tahrif Eden Vehhabi ve Selefiler



Ibnü’l-Cevzi’nin 1345 H. yılında Et-Terraki matbaasında basılan <Def-u Şübhetü’t-Tesbih> adlı eserindeki açık ibaresi:

“Bazı arkadaşlarımızın Usulü’d Din(Akaid) meselelerine yaramayacak şeyleri konuştuklarını gördüm. Ebu Abdullah b. Hamid ile arkadaşı kadı Ebu Ya’la ve İbnu’z- Zaguni bu konuda eserler yazmış, yazdıkları kitaplar dolaysiyle de Hanbeli mezhebini lekelemişlerdir. Onların bu eserlerinde avam seviyesine indiklerini gördüm. Yani ayet ve hadislerde bahsi geçen Allahın sıfatlarına zahire göre mana verdiler…
Bunlar aklın kabul etmediği sözleriyle avam tabakasını ikna etmeye çalışıyorlar. Ayet ve hadislerde geçen Allahın isim ve sıfatlarını, ne akla ne de nakle dayanan hiçbir ciddi delilleri olmadığı halde,zahire göre bunlar, Allahın sıfatlarıdır diye mana verip, tefsir ederek bidat  isimlerle o sıfatları adlandırıyorlar. Zahiri manalarını reddedip, Allaha vacip olan manaları isbat eden naslara, Allaha hadislik(sonradan olma) sıfat ve manaları icabeden zahir manalarının iptaline iltifat etmediler. O zahiri manalar, Allahın sıfat-ı fiiliyesi olduklarına kanaat etmeyerek ta ki sıfat-ı zatıyesidir dediler…..

İmam Ahmed'in inancı şimdiki Hambelilerle aynımıydı?



İmam Ahmed İbni Hanbelin inancı şimdiki Hambelilerle aynı mıydı?

İki kişiye taraftarlari musallat olmuştur: Cafer ibni Muhammed ve Ahmet ibn-i Hanbel

İmam ibni Asakir Tabyin’de İmam ibni Şahin el-Hanbeli’den rivayet eder (ö.385)
“ Doğru yolda olan iki kişiye sapık insanlar musallat olmuştur: Cafer ibni Muhammed ve Ahmet ibn-i Hanbel. (Sekka, 164-165)

İbni Salah demiştir ki (ö.643 ):
İki imam kendileri doğru olmalarına rağmen sapık insanlar onlara musallat olmuştur. Ahmet ibni Hanbel mücessime tarafından, Cafer-i Sadık ise Şiiler/Rafiziler tarafından. (şeyh tacuddin kitabı Kaide sayfa 43 ve tabakat el şafi el-kübra’dan (2:17) alınmıştır. )

İbni Hacer el- Heytemi’ye soruldu:
İmam Ahmed İbni Hanbelin inancı şimdiki Hambelilerle aynı mıydı?

12 Aralık 2012 Çarşamba

Asıl şirk ehli Vehhabilerdir




Allâh-ü Teâlâ’ya hamd-ü senâlar, Rasûlüllâh (Sallâ-llâhu Aleyhi ve Sellem)’e ve âl-i ashâbına salât-ü selâmlar, ölü ve diri tüm Allâh dostlarına fevka’t-tecellîlerle duâlardan sonra; geçen yazımızda tevessülün ölümden sonra da câiz olduğunun delillerini serd etmeden önce cevabını açıklamak istediğimiz bazı suâller sorduk ve bunlar içerisinden sadece birincisinin cevabını açıkladık ki, o da ölümün bir yok oluş demek olmadığı, sadece bir yurttan diğerine geçiş olduğu konusuydu.

İkinci sorumuzun cevabına gelince; evvelâ şunu ifade edelim ki; Allâh-ü Teâlâ’nın izni ve yardımı olmadan kimsenin bir şeye gücü yetmeyeceği hususunda ölüyle dirinin farkı yoktur.
Allâh-ü Teâlâ’nın müsaadesiyle bir şeye kadir olma hususunda ise ölüyle dirinin farkı vardır ama muhâliflerin(vehhabi ve selefilerin) dediği gibi, diri muktedir (güç sahibi), ölüyse âciz değildir, (diri yapar ölü yapamaz inancı)aslında bu iddia şirkin ta kendisidir. Zîra diriye müstakil (bağımsız) bir güç isnad etmektedir. Fakat ölüyle dirinin gücü arasında farklı bir durum vardır, çünkü ölenin ruhunun, dirininkinden daha güçlü olduğu şüphesiz bir hakîkattir. Zîra bazılarının zannettiği gibi, sadece dirilerden duâ ve hediye bekleyen bir âciz konumuna düşmez, bilakis gerçek gücünü göstermesinin önündeki tek engel olan cesetten kurtulunca, sağ iken yapamadığı şeyleri yapmaya başlar. Nitekim İbn-i Kayyım ki bir çok yanlışların sahibidir, İbn-i Teymiye’nin yanlış fikirlerini yayarak büyük bir ifsâda sebebiyet vermiştir. Ama Mevlâna Hâlid (Kuddise sirruhû)nun da beyânı veçhile; rûhun ölümünden sonraki tasarruflarını ispat hususunda birçok delil toplayarak, kendisini önder kabul ettiklerini savunan tevessül düşmanlarını şaşkına çevirmiştir. İşte bu kişi, “er-Rûh” isimli kitabında şöyle demektedir: “Bedenin esâretinden, ilişkilerinden ve engellerinden kurtulan bir ruhta, öyle tasarruflar, öyle kuvvetler, öyle himmetler ve Allâh-ü Teâlâ ile öyle süratli irtibatlar bulunur ki, beden içerisinde hapsolmuş basit bir ruhta bu güçlerin hiç biri tasavvur edilemez.”

İbni Teymiyye'nin Muhakemesi ve Tevkifi



722 senesi Şaban ayının 16. günü Mısır’dan gelen bir postacı, İbni Teymiyye’nin tutuklanmasına dair sultanın yazılı emrini beraberinde getirdi. Dimaşk kalesinde yine hapsedildi. Tevkif sebebi: (Üç mescid [Mescid-i Aksa, Mescidü’l-haram ile Mescid-i Nebevi]’den başkasına yapılacak sefer için yükler bağlanmaz ve İbrahim Halil aleyhisselam ile Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem kabirlerinin de diğer peygamberlerin kabirleri gibi ziyaretleri caiz değildir) demesi idi.Bu hadiseden sonra Şam uleması yine İbni Teymiyye hakkında bir fetva yazdılar. Çünkü insanların Efendisine sallallahü aleyhi ve sellem karşı kalbinde kin olan kimseden başkasının ağzından çıkmayan bu meseleyi evvela kendisi ihdas etmiştir. Bu sebeple İmamü’l-Allame Burhanüddin el-Fizari, İbni Teymiyye’nin bu görüşüne dair kırk satıra yaklaşık bir hüküm yazdı ve neticede onun tekfirine fetva verdi. Şeyh Şihabuddin b. Cebhel eş-Şafii de Burhanüddin’e muvafakat etmiş, Maliki alimi de o yazının altına görüşünü ilave etmiş, başkaları da bu hususta yazılar yazmışlardır. Yazdıkları bu yazılarda İbni Teymiyye’nin doğru yoldan saptığında, bid’atçılık ve zındıklığında ittifak vaki olmuştur.Daha sonra Dimaşk’taki sultan naibi, kadılar ve alimler ile bir toplantı daha yapmak istediyse de, bu meselenin münakaşasının uzun süre devam edebileceğini ve vaki olan bu olayın sultana haber verilmesi gerektiğini düşünerek İbni Teymiyye’nin fetvasını sultana sunulacak yazıların içine koydu ve ona gönderdi. Sultan, o fetva için kadıları topladı. Fetva kendilerine okundu, Kadıu’l-Kudat Bedrüddin b. Cemaa fetvayı eline aldı ve hakkında (Bu makaleyi yazan kimse dâldır (doğru yoldan sapıtmış), bid’atçının birisidir) diye üzerine yazdı. Hanefi ve Hanbeli kadıları da ona muvafakat edip, dolayısıyla İbni Teymiyye’nin küfründe ittifak vaki oldu.

Şam Ve Mısır Ulemasının İbn Teymiyye Hakkındaki İttifakına İtimad Edilmesine Dair Mısır’dan Gelen Sultan Emri
Şaban ayının üçüncü Cuma günü sultanın yazılı emri Şam’daki naibe geldi. Sultan, yazının Cuma günü caminin büyük kapısı önünde okunmasını emretmişti. Sultanın emri üzerine yazı Cuma günü okundu. Yazıyı okuyan Muvakki (sultanın mührünü fermanına bastıran) Bedrüddin b. el-İzaz, tebliğ eden de müezzin İbn el-Necibi idi. Besmele’den sonra yazının muhtevası şöyle idi:İbn Teymiyye hakkında gönderilen mektub geldi, okuduk. Kadıların ve en büyük âlimlerin hükümlerine binaen İbn Teymiyye’nin artık fetva vermekten men edildiğine dair sultan tarafından verilen emirlerden sonra, mezkur adamın yine fetva işine devam ettiğini anladık. Bu sebepten dolayı bir toplantı düzenledik. İbn Teymiyye’nin fetvasının kadılara, âlimlere okunmasını emrettik. Okunduktan sonra, İbn Teymiyye’nin Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ile diğerlerinin kabirlerinin ziyaret edilmemelerine dair verdiği fetvasının yanlış ve merdud olduğunda hepsi ihtilafsız ittifak ettiler. Onun mutlak olarak fetva vermekten menedilmesine, uzun müddet hapsedilmesine hükmettiler ve bunu huzurumuzda, İbn Teymiyye’nin verdiği fetva nüshasının arkasına kendi el yazılarıyla yazdılar. Dürülmüş bu mektupları yüce sultanın tarafına yolladık. Ta ki, dört mezheb kadılarının onun hakkında verdikleri hükmü anlayıp, vermeye cesaret ettiği bu fetvasından dolayı, Dimaşk kalesinde tutuklanmasını emretsin, fetva vermesini ve halkın da yanına gidip gelmesini menetsin. Bu hususta bilgi edininiz ve kendisinin de dört mezheb imamlarının verdikleri hükümden haberi olsun.Alimler, bu hükme binaen anılan adamın uzun zaman hapis edilmesine fetva vermişlerdir. Zira kendisi her zaman halk arasında münker şeyler ve zındıklık meydana çıkarıp onlarla zihinlerini meşgul ediyor, avam tabakasının zayıf akıllarını, düşüncelerini ve akaidini bozuyor. İşte, bunlardan menedilirse, kendisinden gelen zarar yolu kapanacaktır, diye fetva verdiler.Sultanın işlemi buna göredir. Ve böylece ahaliye emredilsin.İbn Teymiyye hakkındaki bu yazımız gereğince, onun yolundan gideni veya onun bu fetvasıyla fetva veren veya talak hususunda fetvasıyla amel edeni bunlardan menedersiniz. Bununla amel eden veya fetva veren bir kimseden haberiniz olunca halini araştırır, şayet hoca olan alimlerdense, İbn Teymiyye gibi onu azarlar, şayet gençlerden olup gösteriş için yaparsa, onları bu yoldan iyice menedersiniz. Halkın durumunu düzeltmek ve doğru yolda yürütmek; icmaa muhalif olan şeylerle fetva vermek, Allahü teâlânın dininde daha önce hiç kimsenin zikretmediği çeşitli bid’at yollarına sapmak hususunda onları engelleyiniz.

İbn Teymiyye’nin 27 Recep 726’da Yazdığı Fetvasının Arkasına Mısır’daki Dört Mezheb Kadılarının Yazdıkları Fetvalardan Nakledilen Fetva Sureti
Bütün hamdler Allah’a olsun. Nakledilen bu fetvanın münderacatı İbn Teymiyye’nin, (Enbiya ve salih zatların kabirlerini ziyaret etmek bid’atdır ve onların ziyaretlerine sefere çıkmak caiz değildir.) dediği kavli ve buna benzer sözleri üzerine sorulan suale cevaptır. Bu dediği şeyler bâtıl olup merdudtur. Bu müftünün, din imamları ve alimler katında bâtıl olan bu gibi fetvalardan vazgeçmesi, garip fetvalar vermekden men edilmesi, vazgeçmediği takdirde hapsedilmesi, halkın bu hususlarda kendisine uymaması için durumun teşhir edilmesi lazımdır. Bunu Muhammed b. İbrahim b. Sadullah b. Cemaa yazmış, Muhammed b. El-Hariri el-Hanefi de aynı görüşü paylaşmıştır. Lâkin, mehil verilmeden kat’i olarak hemen şimdi hapsedilmelidir, diye ilave etmiştir. Muhammed b. Ebubekir el-Maliki dahi onun bu fasid fetvası ve benzerleriyle daha başka bâtıl meselelerin ortadan izale edilmesi için İbn Teymiyye’nin men edilmesini te’kiden söylemiştir. Ahmed b. Ömer el-Makdisi el-Hanbeli keza... Alimler İbn Teymiyye’nin diğer bir fetvasına daha rastladılar ki, onda, (icmaa göre Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ile diğer peygamberlerin kabirlerinin ziyaret kat’i olarak mâsiyettir [günahtır]) demiştir. İşte hakimler bu fetvanın ona ait bir fetva olduğunu Kadı Celalüddin Muhammed b. Abdurrahmani’l Kazvini’nin şahidliğinden anladılar. Bu fetvanın üzerinde İbn Teymiyye’nin el yazısını görünce, kendisinin olduğunda hiç şüphe kalmadı. Bu sebeple, Resulullah ile onun ziyaretinde bulunan dünya Müslümanları için gayrete gelerek, İbn Teymiyye’yi bid’atçılıkla, sapıklıkla ve doğru yoldan ayrılmakla itham ettiler, onu tahkir edip hapsettiler.
Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.401-402.

Sultan İbni Kalavun'un İbni Teymiyye Hakkındaki Emirnâmesi



«Def'u Şübhe men Sebbe ve Temerrede ve Nesebe Zalike İle's-Seyyidi'l-Celil el-İmam Ahmed» adlı kitabı (829 H. de vefat eden) Allâme Şerif Takıyüddin Ebu Bekri'l-Hısnî ed-Dımaşkî te'lif etmiş; onda, İbn Teymiyye'nin doğru yoldan ayrıldığı birçok mese­leleri isbat etmiştir. Allah ona basiret nurunu vermiştir. Her Müs­lüman, o kitapta, Sultan Nasır Muhammed b. Kalavun'un İbn Tey­miyye hakkındaki resmî yazısından başka bir şey bulmasa da İbn Teymiyye'nin durumunun açıklanmasına kâfi bir delildir. ...Allâme Şerif Takıyüddin, Allahü Teâlâ ona rahmet eylesin, şöy­le dedi:

ibni Teymiyye; “Allah’ın elçisi Şuayb nübüvvet öncesi kafirdi”..!



Vehhabilerin kendi kaynakları ışığında akidelerini ortaya koymaya, sapıklıklarını belgeli bir şekilde gözler önüne sermeye devam ediyoruz.

Resimde gördüğünüz vehhabilerin “Şeyhul İslam” dedikleri kafir ibni Teymiyye’nin “Mecmu el-Fetava” adlı kitabıdır, işaretlenmiş yerde şu ifadeler var:
قوله سبحانه قال الملأ الذين استكبروا من قومه لنخرجنك يا شعيب والذين آمنوا معك من قريتنا أو لتعودن فى ملتنا قال أو لو كنا كارهين قد افترينا على الله كذبا إن عدنا فى ملتكم بعد إذ نجانا الله منها وما يكون لنا أن نعود فيها إلا أن يشاء الله ربنا ظاهره دليل على أن شعيباً والذين آمنوا معه كانوا على ملة قومهم لقولهم أو لتعودن في ملتنا

Allah Subhane ve Teala’nın “Kavminin ileri gelenlerinden olup iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler dediler ki: «ey Şuayb mutlaka seni de, sana inananları da hep beraber ya şehrimizden çıkaracağız, yahut da bizim dinimize dönersiniz» O da dedi ki: «Biz istemesek de zorla mı yapacaksınız bunu? Fakat Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tutar da tekrar sizin dininize dönersek yalan yere Allah’a iftirâ etmiş oluruz. Artık o dine dönmemize imkan yok, meğer ki Rabbimiz olan Allah dileye.»” (Araf 88-89-cu ayetler)
kavlinin zahirine göre Şuayb ve ona inananlar kendi kavimlerinin dinindeydi.
ibni Teymiyye, “Mecmu el-Fetava”, 15/20

Vehhabilerin iftiralari sınır tanımıyor,bu sapık firka Ummeti Muhammedi bırakın Peygamberlere(a.s) bile saldırmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar

islamkalesi

ibni Teymiyye ve Hristiyanlardan kopyaladığı inanç…!




Vehhabilerin en çok sevdikleri şeyhlerinden birisi “Şeyhul İslam” dedikleri ibni Teymiyyedir. Onu öylesine severler ki, adını duyduklarında neredeyse kalpleri yerinden çıkacakmış gibi oluyorlar, şimdi sizler vehhabilerin bu şeyhinin Tevhid hakkındaki sözleri akataracağız bakalım ibni Teymiyye neye inanıyormuş, ibni Teymiyye el Harrani “Mecmu el Fetva” adlı kitabında aynen şunları söylüyor:

فقد حدَّثَ العلماء المرضيون وأولياؤه المقبولون: أن محمدًا رسول الله يجلسه ربه على العرش معه
“Rasulullah s.a.a Arşın üzerinde Rabi ile birlikte oturucaktır.”
ibni Teymiyye, “Mecmu el Fetva”, 4/374

Peki bu sapık inanç, Allahın -haşa- cism olduğunu, sınırlı, bir makamda oturduğunu bildiren inanç nereden kaynaklanıyor? gelin bu inancın kaynağını araştıralım:

“Rab İsa onlara bu sözleri söyledikten sonra göğe alındı ve Tanrı’nın sağında oturdu.”
İncil, Markos, 16/19

Sonuç sizcede çok açik değilmi?


Ebubekir Sifil İle Mezhebsizlik Fitnesi Üzerine


Gülistan: Kıymetli hocam, bazı kimselerin “Mezhepler nasıl ortaya çıkmıştır? Mezhepler niçin vardır? Ya da “Mezhebler olmasaydı ne olurdu?” sorularına muhatap oluyoruz. Bu soru nasıl cevaplandırılmalıdır?

Ebubekir Sifil: Bismillâhirrahmânirrahîm. Aslına bakarsanız, yaygın olarak bilinen anlamda mezhepler için ‘ortaya çıkma’ tabirini kullanmak doğru değildir. Zira biz bu tabirle, önceden mevcut olmayan bir şeyin, belli bir dönemden sonra varlık sahnesine çıkmasını anlatırız. 

Ebubekir Sifil Hoca'dan Risalei Nur Değerlendirmesi



Soru: "Risalet-ün Nur sair te'lifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitablardan alınmamış. Kur'andan başka me'hazı yok, Kur'andan başka üstadı yok, Kur'andan başka mercii yoktur. Te'lif olduğu vakit hiçbir kitab müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'anın feyzinden mülhemdir ve sema-i Kur'anîden ve âyâtının nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor." 

Yukarısı 1. Şua'dan iktibas edilmiştir. Malumunuz bu gün sünneti red eden bir güruh-i la yuflihun mevcut. Bazıları Ehl-i Sünnet adına yola revan olup, kaş yapayım derken göz çıkarıyorlar. Said Nursi'nin yukarıdaki yazısında, benim mehazım sadece Kur'an'dır derken, bu sözden de Sünneti red ettiği anlamını çıkarıp, o da Ehl-i Sünnet değildir diyenler var. Açıkça mehazım Kur'an demek, Sünnete ihtiyacım yok, risalelerimde Sünneti baz almadım demektir diyorlar. Said Nursi burada ne demek istemiştir? Yukarıdaki alıntı için, Said Nursi sünneti red ediyor diyen iddia sahipleri haklımıdır? 

Soru: Malumu-u aliniz edille-i şer'iyye dörttür ve bizi bunlar bağlar. Mezhebimizin hükmü bağlar. İlham ise veliye münhasırdır, Kur'an ve Sünnetle çelişmediği müddetçe kendisi için delil, senet olabilirse de ümmeti bağlamaz. İlham sahibini bağlar, bizi değil. Zira bizi mezhebimizin içtihatları bağlar. Birisi çıkıp dese ki, ilham bizi bağlamaz ise risale-i nur külliyatı da ilhamdır, o da bizi bağlamaz, ne cevap verebiliriz bu soruya? 

Cevap:
Birbiriyle yakın ilişkisi dolayısıyla bu iki soruya tek başlık altında cevap vermek uygun olacak.
İlk sorudaki alıntı, Resail-i Nur'un telifi esnasında müellifinin yanında Kur'an'dan başka herhangi bir kitap veya kaynak olmadığını anlatmaktadır. Adı geçen eserin pek çok yerinde, bu eserin, müellifinin kalbine gelen ilhamların neticesi olarak ortaya çıktığını anlatan ifadelere rastlanır. 

Ancak ne bu durum, ne de soruda alıntılanan ifade, Said Nursi merhumun "Kur'an dışında başka bir kaynak tanımayız" diyerek Sünnet'e başkaldıranlarla aynı safta görülmesini mümkün kılar. Adı geçen eserinin pek çok yerinde Sünnet-i Seniyye'ye yaptığı vurgu bu söylediğimi doğrulamaktadır. Hatta her vesileyle kendisini Ehl-i Sünnet olarak tanımlaması da burada mutlaka altı çizilmesi gereken bir diğer önemli noktadır.
Şu halde Said Nursi Sünnet'i reddediyor diyenlerin haklı olduğunu söylemek mümkün değildir. 

İkinci soruda yer alan meseleye gelince; soru sahibinin de belirttiği gibi, ilhamın –Kur'an, Sünnet ve Şer'î ilkelere aykırı düşmediği sürece– ancak sahibini bağlayabileceğini söylemek gerekir. Dolayısıyla Resail-i Nur'un ilham mahsulü olduğu kabul edilecekse, orada söylenenlerin de ancak müellifini bağlayabileceği de kabul edilmelidir. 

Ancak bu eserde –Kur'an ayetleri dışında– hadislere ve ulema akvaline de yer verildiği vakıası göz önünde bulundurulduğunda, onun mahza ilham mahsulü olduğunu söylemenin doğru olmadığı ortaya çıkmaktadır. Said Nursi merhumun hapishane hayatı öncesinde geçirdiği tahsil döneminden aklında kalanların ilham kapsamına sokulamayacağı açık olduğuna göre, birinci soruda iktibas edilen ifadelerin mutlak anlamda alınmasının doğru olmadığını söylemek durumundayız. 

Sonuç olarak Resail-i Nur da diğer eserler gibi bir "beşer"in kaleminden çıkmıştır. Bu yönüyle içinde hata bulunması normal, hatta kaçınılmazdır. Gerek eseri, gerekse müellifini "lâ yuhti" olarak görmek de, tamamen değersiz addetmek de yanlıştır. 

 Milli Gazete - 23 Kasım 2004